Haydi bakalım, dönemimiz akıllı tahta esiri öğretmenleri dinlemeye...
Bir öğretmen neden kendine özgü üslubunu ve anlatım şeklini saçma sapan testler üzerinden oluşturur? Başkasının anlatım kalıbında ve dağarcığında icra eder işini? Uygulama kötü demiyorum fakat o akıllı tahtalar öğretmenin ders anlatmasında bir amaç değil araçtır sadece. Öğretmenlerin kalıplaşmış anlatım tarzıyla aktarma yapması şart değil, aptallıktır. ''Lütfen ders dinlemek, çalışmak ve okula gelmekten soğu'' gibi bir çağrışım uyandırıyorlar bende. Beceriyorlar mı? Kesinlikle.
''Dersi dinlemeyen, okumaya hevesli olmayan, baştan savan'' biz, ama:
-Çocuklar anlamayan var mı?
+Ben hocam.
-Dinleseydin.
diyaloğunun başrolü, sevgili öğretmenlerimiz...
Hayır anlamıyorum. Sinirlenince ''sabahtan beri okuldayım, ders anlatıyorum!'' diye feryat figan bağıran, meslek seçiminde ''istek doğrultusunda'' bunu tercih etmiş olanlar öğretmenlerken; sabahtan beri ''zorunlu'' olarak her gün okula tabi tutulan bizler aynı kefede miyiz? Ben öğretmen olsam işimi hakkıyla yapabilir miydim? Yapamazdım. Ama en azından bunun bilincinde olan bir bireyim. Mesleğine istekli olanların yolunu açmaktansa ''devlete bağlı kalayım, yerim yurdum belli olsun'' gibi söylemlerle kendi içlerinde çatışıp, öğretmenliği meslek edinip, meslektaşlarının statülerini düşürürken bizleri de mahvediyorlar. Tek bir öğretmenin bile dünyayı değiştirebilecek nitelikte olması gerekirken bu tür insanların öğretmen olmasını benimseyemiyorum.
Pekala buraya kadar olan her şeyi unut. Peki bunların ötesinde okul içerisindeki düzen nasıl işler? En başına gidecek olursak, bir ders planı çıkarılır dönem için. Onda bile hemfikir olunmaz, defalarca değişiklik yapılır. Söylenmeye başlarız. ''Sabah sabah Beden Eğitimi mi olur?'' derken aynı zamanda ''Sabah sabah Matematik mi olur?'' da diyebilen bir öğrenci kitlesi çıkar ortaya. Bu düzensizliğe de bir süre alışılır, adı ''düzen'' olur. Zaman geçer, meyvelerini verir; tarih branşında siyaset konuşulur, matematikte formüller verilir ''gerisi sizde'' denir, edebiyatta ezber istenir, dil ve anlatım dersinde yoruma dayalı sorularla felsefe sınavına; felsefe sınavında IQ testine tabi tutulmuş hissedilir, din kültürü dersinde maalesef ki sınıf bütünlüğünü bölünme değeri taşıyan konuşmalar yapılır ve hepsinin akıbetinde öğretmenlerin açığı aranır. Öğretilememiş bir şeyler vardır çünkü. Onlar kendilerini öğretmeye adamışlardır oysa.
Yapamamalarına rağmen buradalar, sebep?
Çünkü devlete bağlılar.



Kendim bir blog yazarı olarak derim ki; iyi bir konuya değinmişsiniz, devamını beklerim. :)
YanıtlaSil